Anne… Ben Senin Gibi Olamadım
Evet, ben de anneyim.
Ama kendi annem gibi değilim.
Siz de öyle misiniz bilmiyorum ama ben annem kadar sabırlı değilim mesela. Annemin içi derin bir kuyu gibi; sonsuz bir sabır, sonsuz bir şefkat. Benim içim? Vallahi gün içinde iki kere taşar, bir kere de patlar.
Şimdi söyleyin bana… Hangimiz sabah altıda kalkıp ev halkına hamur kızartıyoruz? Hangimiz kömür sobasını yakmayı bilir? Ya da hangimiz çocuğumuzun öksürüğüyle sabaha kadar uykusuz kalır da ertesi gün işe gidip gülümsemeye devam eder? Benim annem yapardı. Hiç söylenmeden, hiç "ben ne fedakârlık ettim" demeden. O kadın, bütün dünyaya yetecek kadar sevgiyi sadece gözleriyle verir.
Şimdi? Şimdi anne olmak filtreli story paylaşmak gibi. Çocuğunun doğum gününü organize edip, fotoğraflarını paylaşmak. Sonrası yok. Anılar yok. Sarılmalar eksik. Yorgunluk var ama emek yok. Ben özlüyorum çocukluğumu. Annemin dizini, terliğini, dövmeyen ama sevgisiyle, şefkatiyle, disipliniyle bizi dize getirdiği o günleri.
Eskiden her şey daha doğaldı. Pazar kahvaltıları… Fırından çıkan börekler, karışık kızartmalar, menemen… Ve her pazar banyosu! Annelerimiz bizi koklayarak yıkardı. O sabun kokusu hâlâ hafızamızda saklı bir huzur...
Bugün? Banyo da, yemek de, sohbet de hızlı. Çünkü zaman yok. Çünkü sabır yok. Çünkü biz yetiştiriyoruz, yaşatmıyoruz çocuklarımızı. Ve bazen düşünüyorum: Bizim annelerimiz bu kadar az imkânla bu kadar çok şeyi nasıl başardı? Biz neden, bu kadar çok şeye rağmen bu kadar eksik kaldık? Çünkü onlar bizi kalpten büyüttü. Biz ise listeyle. “Ödev yapıldı mı?” “Süt içti mi?” “Uyudu mu?” Her şey bir tik, her şey bir zorunluluk gibi. Oysa annem beni büyütürken bana hayatı öğretti. Sevgiyi öğretti. Affetmeyi, susmayı, beklemeyi, en önemlisi utanmayı öğretti.
Ben şimdi hâlâ onunla yaşıyorum. Ama ona sarıldığımda, içimdeki eksikliği hep hissediyorum. Onun gibi olamadığım için, bazen hediye verirken bile utanıyorum. "Senin verdiğin hayatın karşılığında ben sana ne verebiliyorum ki?" diyorum içimden. Ve en çok şunu fark ettim: Benim annelik yapamadığım çocuklarıma bile yine en güzel anneliği o yapıyor. Hatta kedim Tospiğin bile peşinden ayrılmadığı annesi yine benim annem.
Eskiden annelerimiz bizi koynunda büyütürdü. Şimdi bazı çocuklar ekran başında, sessizlikte, yalnızlıkta büyüyor. Kimi annesini hiç tanımadı. Kimi bir mezar taşına sarılıyor her Anneler Günü. Ve ben… Bugün hâlâ annem hayattayken, yanımda otururken, birlikte çay içerken… Şunu bütün kalbimle söylüyorum: "Anne… Ben senin gibi olamadım. Ama senden öğrendiklerimle, belki biraz daha senin yanına yaklaşabilirim. Belki kendi çocuğuma senin yüreğinden bir parça bırakabilirim."
Çünkü bir zamanlar gökyüzü gerçekten maviydi. Ve biz o gökyüzünün altında annemizin kalbinde büyüdük.
Buket Gündüz
Okuyucuların Görüşleri
Cok cok guzel duygulandım ??
10 Mayıs 2025