Kılıçdaroğlu ve Bir Umut Hikayesi
Mahkeme salonlarının koridorları çoğu zaman sessizlikle yankılanır. Oysa bu kez sessizliği bir adalet çığlığı delip geçti. Kemal Kılıçdaroğlu, 75 yaşında, bir ömrün onuruyla, “Ben buraya kendimi savunmaya değil, tarihe not düşmeye geldim” diyordu. Sanki yalnızca hâkime değil, ülkenin kalbine sesleniyordu. Her kelimesi bir ağırlık, her cümlesi tarihe düşülen bir not gibiydi. Bu cümle, aslında onun hayatını özetliyordu. Adalet için attığı her adım, söylediği her söz ve aldığı her risk bu mücadelenin birer nişanesiydi.
Siyaset sahnesinde herkesin bir hikâyesi vardır, ancak Kılıçdaroğlu’nunki biraz daha farklı. Ülkenin doğusundaki bir köyden çıkıp Türkiye’nin en önemli makamlarından birine kadar yükselmiş; ama yolculuğu boyunca asla unutmamış, asla vazgeçmemiş bir adam o. Hayatını adaletin izinde, halkına hizmet etmekle geçirmiş; dürüstlüğünden, çizgisinden ödün vermemiş, mütevazılığını hiçbir makamın gösterişine değişmemiş bir lider. Bugün, adeta bir tarih dersi gibi mahkemede okuduğu savunma, sadece bir bireyin değil; adaleti, kardeşliği ve bağımsızlığı savunan bir milletin de haykırışıydı.
Bu savunmayı okurken, onun sesinde bir yüzyıllık acı vardı. Kimi zaman toplumun dışladığı, kimi zaman yok saydığı, çoğu zaman önyargılarla yıpratmaya çalıştığı bir adamın haklı isyanı yankılanıyordu. Alevi olduğu için "makul lider" kategorisine dahi sokulmayan, iftiralar ve kara propagandalarla önü kesilmeye çalışılan bir halk çocuğunun haykırışı…
Kemal Kılıçdaroğlu’nun hayatı, doğrular uğruna verilen bir mücadeleyle geçti. Adını duyduğumuzda ilk aklımıza gelen şey belki de “dürüstlük.” Kendisi bu topraklarda "temiz siyaset" denildiğinde ilk akla gelen isimlerden biri oldu. Onu tanıyanlar, alnındaki terden başka kazancı olmadığını bilir. Devletin her kademesinde çalıştı, emek verdi, hakkı gözetti. Ama yetmedi... Türkiye, ne yazık ki liyakat kadar başka kriterlerin de konuşulduğu bir ülke. Çalışkanlık, dürüstlük, halktan yana olmak bazen önyargıların duvarını aşmaya yetmiyor.
Yıllar boyu “Bu ülke bir Alevi’ye Cumhurbaşkanlığını layık görmez” dediler. Ona yapılan eleştirilerin birçoğu siyasi kimliğinden değil, ait olduğu mezhepten kaynaklanıyordu. Fakat o, hiçbir zaman öfkeye kapılmadı. Alevi olmanın da Sünni olmanın da, Türk olmanın da Kürt olmanın da bu topraklarda eşit derecede değerli olduğunu savundu. Onun için en büyük dava, halkın birliği ve huzuruydu.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkeme salonundaki varlığı bile başlı başına bir ironi. Hayatını yetim hakkını savunmaya, devleti soyanlarla mücadeleye adamış bir insan, "Ne mutlu ki bana, mahkeme karşısına ‘rüşvetten’ çıkmadım. Yetim hakkı yiyen zimmet suçlusu bir hırsız olarak karşınıza çıkmadım. Hırsıza hırsız dediğim için çıktım." diyor. Bu sözler, aslında Türkiye’nin adalet terazisinin kimden yana işlediğini göstermesi bakımından çok kıymetli.
Onun hayatında paranın, gücün, ihtişamın hiçbir anlamı olmadı. Ama halk için mücadelesinde hiçbir zaman geri adım atmadı. Kurşunların hedefi oldu, linç girişimlerine maruz kaldı, çocukları üzerinden tehdit edildi; ama ne diz çöktü, ne boyun eğdi.
Kılıçdaroğlu, beyaz gömleği ve başında şapkasıyla adalet için yollara düştü. Adalet Yürüyüşü… Bir siyasetçiden öte, halktan biri gibi, sokakta, taşın tozun içinde, ayakkabıları eskimiş bir şekilde milyonlara umut taşıdı. O yürüyüş, aslında onun hayatının bir özeti gibiydi: Sabırlı ama kararlı. İnatçı ama vicdanlı.
Peki ya bu mücadele? Adalet için yürüdüğü yollar, sadece fiziksel değil, sembolik olarak da pek çok taşı yerinden oynattı. Ama her devrim gibi bu yürüyüşün de bedeli vardı. O yürüyüşten sonra başlayan linç kampanyaları, sahte videolar ve durmadan üzerine boca edilen iftiralar...
Kimse unutmasın ki, 6’lı Masa’yı kurarak bu ülkenin farklı kesimlerini bir araya getiren de yine oydu. Bu ülkede sağcıyı, solcuyu, milliyetçiyi ve muhafazakârı bir masa etrafında toplamayı başaran ilk lider oldu. Kucaklayıcı siyasetiyle halkın ortak paydasını aradı. Ancak, masanın dağılmasıyla hançerlenen yine Kılıçdaroğlu oldu. Yine de yılmadı. "Doğruyu söylemek benim görevim" diyerek mücadelesine devam etti.
Mahkeme salonlarının dışındaki kalabalık, dillerinde bir sloganla bekliyordu: "Halkın umudu sensin Kılıçdaroğlu!" Bu söz, belki de bir neslin ona duyduğu inancı özetliyordu. Çünkü o, hepimiz adına adalet istedi. Çünkü o, hiç kimsenin umudunu kırmadı, hiç kimseyi ötekileştirmedi.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkeme salonunda yaptığı konuşma, bir savunma değil; aksine, bir manifesto, bir haykırış ve tarihe düşülen bir nottu. Tarih boyunca adalet savaşçılarının başına gelenlerin aynısını yaşıyor: Bedenen yargılanıyor; ama düşünceleri, inancı, mücadelesi yargılanamaz. Bu savunma, Kılıçdaroğlu’nun sadece bir lider değil; aynı zamanda halkın vicdanı olduğunun bir göstergesiydi.
Bugün, onun savunmasında yankılanan gerçekler, Türkiye’nin yarınlarını şekillendirecek. "Bir ülkeyi bölmek için önce o ülkeyi ekonomik olarak çökertirsiniz" dediği gibi, emperyal güçlerin bu coğrafyada kurduğu tuzakları bir bir ifşa etti. Onun cesur sözleri, halkına olan sevgisini ve geleceğe dair duyduğu sorumluluğunu gözler önüne serdi. “Ben buraya kendimi savunmaya değil, işlenen suçları tarihe kaydetmeye geldim” diyor. Hangi politikacı böyle bir duruşla çıktı halkın önüne? Çetelerin, baronların, mafyaların karşısında hiç eğilmedi. İftiralarla, kumpaslarla, tehditlerle sınandı ama çizgisini hiç bozmadı. Bu duruş, Mahatma Gandhi’nin tuz yürüyüşünü hatırlatıyor. Sessiz, ama kararlı; yalın, ama etkili.
Kemal Kılıçdaroğlu, siyasi arenada bir figür olmaktan çok daha fazlası. O bir baba, bir eş, bir arkadaş, bir vicdan. Kendi deyimiyle, bu dünyadan alnı açık, başı dik bir şekilde ayrılmaya kararlı. Ömrünü ülkesine ve halkına adayan bu lider, belki de son nefesine kadar adalet için savaşacak.
Ama şunu bilsin herkes: Hapis cezası mı? Yasak mı? Bunlar, vicdanların önünde hiçbir şeydir. Çünkü vicdanlarda beraat etmiş bir lideri hiçbir mahkeme yargılayamaz.
Ve o son nefes, belki de bu ülkenin yeni bir başlangıcı olacak. Çünkü Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin vicdanında hep o yürüyüşüyle, mücadelesiyle ve samimiyetiyle hatırlanacak.
Selam olsun adalete. Selam olsun vicdanın sesi olanlara. Ve selam olsun, bir ülkenin umut ışığını hiç söndürmeyenlere...
Okuyucuların Görüşleri