KADRO YOK, YETKİ YOK: BAKANLIK TEŞKİLAT YAPISINDAKİ SORUNLAR
Yetkisiz sorumluluk, verimsizliğin en kurumsal hâlidir.
Turizm sektörünün gelişmesi, yalnızca tesisleşmeyle, yatırımlarla veya tanıtımla değil, aynı zamanda güçlü ve etkili bir kamu yönetimiyle mümkündür. Ancak üzülerek belirtmeliyim ki, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın taşra teşkilat yapısında yıllardır süregelen “kadro yok ve yetki yok” çelişkisi, yerelde etkili karar alınmasının ve uygulanmasının önündeki en büyük engellerden biri hâline gelmiştir.
İl Kültür ve Turizm Müdürlükleri bünyesinde turizmden anlamayan personelin yanı sıra yetkin, donanımlı ve sahayı çok iyi bilen yöneticiler ve uzmanlar bulunmasına karşın, birçok kritik konuda karar alma yetkileri taşra teşkilata bırakılmamış durumda. Bu da yerelde acil çözüm gerektiren konularda hızlı hareket etmeyi neredeyse imkânsız hâle getiriyor. Kadrolar sadece uygulayıcı pozisyonda tutuluyor; oysa sahayı en iyi tanıyanlar onlar.
Birçok defa şahit oldum: Taşrada bir kriz anında, yerel müdürler çözüm üretmek istiyor ama merkezden onay beklemek zorunda kalıyorlar. Bu bekleyiş kimi zaman saatler, kimi zaman günler sürüyor. Bu süreçte ise turizmci mağdur oluyor, kurumlar güven kaybediyor. Oysa bazı yetkiler yerele devredilmiş olsa hem hızlı hem de daha doğru çözümler mümkün olabilir.
Yine başımdan geçen bir olayı anlatmadan geçemeyeceğim. Yıllardır taşrada görev yapan biri olarak, “yetki yoksa, sorumluluk sadece yük olur” sözünü fazlasıyla yaşadım. Bu durumu en net şekilde ortaya koyan olaylardan biri de Muğla’nın bir ilçesinde yaşandı. Bir konuda ilçe Belediyesi’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan bir imzaya, yani sadece bir bürokratik onaya ihtiyacı vardı. Konuyu gerekli incelemeleri yaparak hazırladık, dosya tamamlandı. Ancak mesele şuydu: İl Müdürü olarak bu evrakı imzalama yetkim yoktu.
Konu acil. Belediye Başkanı sürekli arıyor. Valilikten baskı geliyor. Herkesin beklentisi, “neden hâlâ imzalamadınız” yönünde. Her defasında konunun benim yetkim dışında olduğunu, Bakanlık onayı gerektiğini izah etmeye çalışıyorum. Ancak bu tür durumlarda ne yazık ki açıklama yapmak bile yeterli olmuyor.
O günlerden birinde Valilikte bir toplantıda Sayın Valimiz aynı soruyu yöneltti:
— “Müdür Bey, neden bu evrak imzalanmadı hâlâ?”
Yine sabırla yanıt verdim:
— “Sayın Valim, bu konuda Bakanlık inisiyatifi gerekiyor. Yetki bizde değil.”
O sırada İlçe Belediye Başkanımız söze girdi ve şöyle dedi:
— “Sayın Valim, açıkça ifade etmeliyim, ben de ilk başta Müdürümü suçladım, işi yavaşlattığını düşündüm. Ama daha sonra Ankara’ya gittim, bizzat görüştüm. Orada da bana açıkça şu söylendi: ‘Bu evrağı İl Müdürü imzalayamaz. Bu işlem Genel Müdürlük yetkisindedir.’”
Yani mesele; yerelde çözülmesi gereken, son derece rutin ve teknik bir evrakın bile Ankara’dan çıkacak imzaya bağlı kalmasıydı. Bu durum sadece zaman kaybı değil, aynı zamanda yerel yöneticilerin birbirine olan güvenini de zedeliyor. Oysa İl Müdürlükleri bünyesinde bu tür evrakları hem inceleyip hem de uygun bulduklarında imzalayabilecek bilgi, tecrübe ve liyakat fazlasıyla mevcut.
Ancak mevcut Bakanlık yapısı, İl Müdürlüklerine yalnızca gözlemci rolü veriyor. Sorumluluk var ama inisiyatif ve yetki yok. Ve ne yazık ki, bu sadece bir ile özel bir durum değil; Türkiye’nin dört bir yanında benzeri örnekler yaşanıyor.
İlde bir mevzu olduğunda Vekil baslı yapar, Belediye Başkanı baskı yapar, İl başkanı baskı yapar, Muhtar baskı yapar. Arada ne yapacağını şaşırır kalırsın.
İl Müdürleri, ilin en üst düzey kültür ve turizm temsilcisi olarak görülse de yetki anlamında çoğu zaman sıradan bir memurdan farksız bir pozisyonda bırakılıyor. Bürokratik zincirin en alt halkası olarak algılanmaları, moral ve motivasyon kaybına da neden oluyor. Oysa bu kişilerin büyük kısmı yıllarca sahada pişmiş, bazıları akademik donanıma sahip, bazıları da Kültür ve Turizm Bakanlığında görev almış, turizmin içinden gelen profesyonellerdir.
Bir başka büyük sorun da yetki ve hiyerarşi meselesi. İl Müdürleri, ilçe danışma bürolarının sorumluları, hatta müze müdürleri bile kime bağlı olduklarını tam olarak bilmiyorlar. Yani sistemde ciddi bir muğlaklık var.
İl Müdürü Bakan’a mı bağlı? Bakan Yardımcısına mı? Genel Müdüre mi? Valiye mi? Vali Yardımcısına mı? İlçedeki danışma bürosu sorumlusu Kaymakama mı bağlı, İl Müdürüne mi bağlı, yoksa tamamen sahipsiz mi?
İl Müdürü hem Bakanlık’tan emir alıyor? hem Valilik’ten yazı geliyor; ikisini birden memnun etmekle yükümlü. Birinin dediğinde diğeri kızıyor. Müdür ne yapacağını şaşırıyor. Bu belirsizlik yüzünden İl Müdürleri de sıkıntıda. Bu yüzden etkili bir yönetimde kuramıyorlar. Herkes birbirine pas atıyor, sorumluluk sahası belli olmayan kişilerden çözüm bekleniyor. Halbuki bu kadar önemli bir alanda, hele ki Muğla ve Antalya gibi Turizm için stratejik bölgelerde görev yapan yöneticilerin görev tanımı, bağlı olduğu makam, yetki ve sorumlulukları net çizgilerle belirlenmiş olmalı. Aksi hâlde sahada yaşanan karmaşa, ülke turizmine doğrudan zarar veriyor.
Muğla, Antalya gibi Türkiye’nin turizm yükünü çeken illerde görev yapan İl Müdürleri işleri sadece mevzuatı bilmekle sınırlı değil; merkezi yönetimle, yerel siyasetle, muhalefetle, STK’larla uyum içinde çalışmak, denge kurmak ve gerektiğinde mevzuatla çakışan durumları yönetecek idarecilik kapasitesine sahip olmaları gerekir. Bu da ciddi bir birikim ve vizyon ister. Ama görüyoruz ki birçok kişi bu kapasitenin ne anlama geldiğini dahi bilmiyor.
Genel müdürlük, belli bir konuya odaklanmayı ve onu yürütmeyi gerektirirken, bir İl Müdürü —hele ki Muğla ya da Antalya gibi illerde— neredeyse 20 Genel Müdürlüğün işini, mevzuatını bilmek, uygulamak ve hata yapmadan süreci yürütmek zorundasınızdır. Fakat bu yükün farkında olan çok az kişi var.
Sorun yalnızca il müdürlükleriyle sınırlı değil. İlçelerde bile turizm danışma bürolarının yetkisi yok, mührü yok, sorumluluğu net değil. Diğer bakanlıkların her ilçede temsilcileri, müdürlükleri varken, turizmde bu yapılanma yok. Danışma sorumlusu ile diğer çalışan memur arasında hiçbir fark yok. Sadece il müdürü tarafından görevlendirilmiş memur veya şube müdürü. Bakanlıkta görev yapanlar bile bu eksik sistemin sahada nasıl yürütüldüğünü, yerel personelin hangi zor koşullarda çalıştığını bilmiyor. İlçe danışmalar İl müdürüne mi bağlı, yoksa kaymakamı bağlı o bile muallakta. İl Müdürüne göstermelik bağlı, ilçede Kaymakama bağlı çalışmak zorunda.
Kültür ve Turizm Bakanlığı ise ne yazık ki turizmi sadece turist sayılarıyla, "şu kadar rekor kırdık" gibi istatistiklerle değerlendiriyor. Oysa biz yıllardır bağırıyoruz: Yapısal sorunlar var!
Örneğin Bodrum, Marmaris, Fethiye, Kemer, Manavgat ve Alanya gibi yerlerde, sadece 3 personel ile 300 - 400 bin yatağın bulunduğu bir turizm destinasyonunu nasıl denetleyebilir, nasıl yönetile bilinir? Bu insanlar ne kadar iyi niyetli olursa olsun, sistemin yapısı bu haliyle başarıya müsaade etmiyor.
Ayrıca kurum içinde bazı İl Müdür yardımcılarının tutumları, kurumların işleyişine ciddi zarar veriyor. Asıl görevleri İl Müdürüne destek olmak, kurumun faaliyetlerini etkin şekilde yürütmek ve personel arasında uyumu sağlamak olan bu görevlilerden bazıları ne yazık ki bu sorumluluğu taşıyacak bilgi birikimine, tecrübeye ve vizyona sahip değiller.
Birçoğunun asıl derdi İl Müdürü olmak. Ancak bu hedefi gerçekleştirmek için gösterilmesi gereken liyakat yerine, mevcut il müdürünü yıpratmaya yönelik çabalarla meşguller. Sürekli müdürü eleştiren, onun kararlarını sorgulayan, hatta zaman zaman kurum içindeki huzuru bozan tavırlar sergileyen bu kişilerin yaklaşımı ne kuruma ne de kamu hizmetine katkı sağlamaktadır.
Bazı il müdür yardımcıları ise yalnızca il müdürüyle uğraşmakla kalmayıp, kendi görev alanlarındaki personele de baskı uygulayarak çalışma ortamını zehirlemektedir. Disiplinli çalışma ile mobbing arasındaki çizgiyi fark edemeyen bu kişilerin kuruma vereceği zarar uzun vadede çok daha büyük oluyor.
İş üretmek yerine dedikodu üreten, hatta iftiraya varacak kadar ileri gidebilen, İl Müdürünü devamlı rencide etmeye çalışan insanlar olabiliyor bu kurumlarda. Ne yazık ki İl Müdürlerin hiçbir yetkisi olmadığı için ne bu tür elemanların yerini değiştire biliyor ne tayinlerin başka yere çıkarttıra biliyor. Bundan dolayı da verimlilik düşüyor, çalışma barışı bozuluyor, hizmet aksıyor.
Oysa ki makamlar gelip geçici, önemli olan devlete ve millete hizmet etmek ve sektöre hoş bir seda bırakmaktır. Kişisel hesaplarla kurumu kilitlemek, yöneticileri yıpratmak, kurumsal hafızaya ve moral değerine zarar veriyor. Bu tarz davranışlar ne liyakatle bağdaşır ne de kamu ahlakıyla. Ama ahlakta yoksun olan insanlar var aramızda ne yazık ki…
Kurumsal başarı, ancak birlikte üretmekle, birbirini desteklemekle mümkün olur. Makam için değil, iş ve hizmet için mücadele edilmelidir.
Kurumların sağlıklı bir şekilde yönetilebilmesi için, her kademedeki yöneticilerin kendi görev tanımlarının bilincinde olması ve bu doğrultuda hareket etmesi gerekir. Makam hırsıyla değil, hizmet aşkıyla çalışan yönetici profiline ihtiyaç duyduğumuz bu dönemde, özellikle il müdür yardımcılarının daha özenli seçilmesi büyük önem taşımaktadır.
Sonuç olarak, Turizm, hızlı düşünme ve hızlı karar verme sektörüdür. Bu dinamizmin karşılığı, taşradaki kadrolara güvenmek ve onları güçlendirmekle mümkündür. Aksi takdirde, merkezde birikmiş sorunlar yumağı büyür, sahada ise çözüm üretilemeden zaman kaybedilir.
Unutmayın: Yetkisi olmayan kadrolar, yalnızca durumu izler; çözüm üretmez.
Okuyucuların Görüşleri