KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞININ KURUMSAL KAPASİTE TARTIŞMALARI: PERSONEL AÇIĞI VE YETERSİZ EĞİTİM
Turizmin geleceği, bugün yetiştirdiğimiz insanlar kadar güçlüdür.
Kıymetli okurlarım yazıma başlamadan önce biraz kendimden bahsetmek istiyorum. Turizm sektöründe 3 yıl Antalya’da saha deneyimiyle başlayan kariyerim, iki yıl Ankara’da Turizm Bakanlığında uzman olarak, akabinde 27 yıl boyunca iki farklı üniversitede turizm bölümlerinde öğretim görevlisi olarak devam etti.
Bu süreçte, iki Meslek Yüksekokulu ve bir Turizm Yüksekokulunun kurucu öğretim elemanı olarak görev aldım. Aynı zamanda, iki Meslek Yüksekokulunun kurucu müdürlüğünü de üstlendim. Bu okullardan biri olan Marmaris Turizm Meslek Yüksekokulu’nun kuruluşunu gerçekleştirdim ve 8 yıl boyunca müdürlüğünü yürüttüm. Bu yüksekokul, Türkiye’de turizm eğitimi alanında öncü ve ilk uygulamalardan biri olarak kabul edilir.
Ayrıca, iki uygulama oteli ve bir Araştırma Merkezi’nin kurucu müdürlüğünü yaptım, birçok kurum ve yöneticiye danışmanlık verdim, sayısız ulusal ve uluslararası organizasyonda aktif görev aldım. Akademik alanda 8 kitap, 4 kitap bölümü, çok sayıda makale ve bildiri ile turizm sektörüne katkı sağladım.
Son olarak, 3,5 yıl Muğla Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü görevini yürüttüm; ardından Bakanlıkta uzman olarak görevime devam ettim. Üniversite ve bakanlık deneyimlerim sayesinde sektörün hem eğitim hem de yönetim tarafındaki zorluklarını yakından gözlemleme fırsatı buldum. Bunları dilimin döndüğünce aktarmaya çalışacağım.
Kurumsal Kapasite Sorunu
Türkiye turizmindeki büyümesi, artan ziyaretçi sayıları ve tesisleşmesinin yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda ciddi bir kurumsal kapasite sorunu olduğudur. En temel sorunlar arasında personel açığı ve yetersiz eğitim öne çıkmaktadır. Bu durum, bakanlığın etkinliğini ve sektörün sürdürülebilirliğini doğrudan etkilemektedir.
Sayı Var mı, Nitelik Ne Alemde?
Sahaya çıktığımızda, yerel müdürlüklerden bölge koruma kurullarına kadar birçok birimde "Personel eksik ve yetersiz" şikayetle karşılaşıyoruz. Ancak mesele yalnızca nicelikle sınırlı değil.
Bakanlık bünyesinde çalışanların büyük kısmı turizm altyapısına sahip değil ve güncel sektörel gelişmeleri yakalayacak eğitimden yoksun. İl müdürlüğüne başladığımda yaptığım görüşmelerde, 50 personelden sadece birkaçının turizmle alakalı olduğunu, hatta makine mühendisi veya kepçe operatörü gibi tamamen farklı alanlardan personelin de görev yaptığını gördüm.
Diğer bakanlıklardaki il müdürlüğü personel yapısına baktığımızda; Tarım İl Müdürlüklerinde ziraat ya da orman mühendislerinin, Millî Eğitim İl Müdürlüklerinde Eğitim Fakültesi mezunu öğretmenlerin, Sağlık İl Müdürlüklerinde ise tıp veya hemşirelik kökenli personel çalıştığı, Kültür ve Turizm İl Müdürlüklerine baktığımızda ise; mevcut personelin büyük bir kısmı ya turizm altyapısından gelmediği ya da güncel gelişmeleri yakalayacak eğitime sahip olmadıklarıdır. Ne yazık ki, turizm gibi hızla dönüşen bir sektörde statik bir bürokrasiyle ilerlemesi mümkün değildir.
Eğitim ve Uzmanlık Arasındaki Boşluk
Turizm alanında uzmanlık gerektiren koruma, tanıtım ve yönetim faaliyetlerinde, personelin eğitim eksikliği açıkça görülüyor. Çevre planlaması eğitimi almadan saha denetimi yapmak, yabancı dil bilgisi olmayan personelin danışma bürolarında ve uluslararası tanıtım faaliyetlerine bulunması sıkça karşılaşılan sorunlardan bazıları oluşturuyor. Güncel, uygulamaya dönük ve sektörel eğitim programları ise hâlâ sistematik olarak hayata geçirilmiş değil.
Gençler Girmek İstemiyor, Tecrübeliler Ayrılıyor
İronik bir biçimde, üniversitelerin turizm bölümlerinden mezun olan gençler Kültür ve Turizm Bakanlığına alınmıyor. Bunun yerine turizmle alakası olmayan kişiler istihdam ediliyor. Ayrıca kariyer planlaması açısından da bakanlık bünyesindeki görevler cazibesini yitirmiş durumda. Öte yandan yıllarını bu işe vermiş deneyimli personel ise ya emekli olması veya başka kurumlara geçişiyle ciddi bir tecrübe kaybı yaşanıyor.
Saha–Merkez Arasındaki Uçurum
Bir diğer önemli konu ise merkezin taşradaki sorunları tam bilmesi veya bu sorunlara duyarsız kalması. Ankara’da karar vericilerin bir kısmı mevzulara hakim değil ve sahayı bilmemelerinden dolayı çıkan sorunlar.
Bakanlıkta karşılaşılan sorunların temelinde, merkezin taşradaki gerçekleri yeterince bilmemesi veya bu sorunlara duyarsız kalması yatıyor. Ankara’daki bazı karar vericilerin sahaya hâkim olmamaları, zaman zaman trajikomik durumlara yol açıyor.
Bir örnek vermem gerekirse; bir Genel Müdürün, Bodrum ile Sarıgerme arasındaki mesafeyi bilmeden İl Müdürüne "yarım saat sonra Sarıgerme'den bilgi ver" demesi, bu kopukluğun en açık göstergesidir. Oysa Bodrum ile Sarıgerme arası yaklaşık 230 kilometre ve en iyi şartlarda 3,5–4 saat süren bir yolculuktur.
Başımda geçen olayı sizlerle paylaşmak istiyorum: Bir cumartesi günü Bodrum’da bulunduğum sırada Genel Müdürümüz aradı. “Neredesin Müdürüm?” dedi. “Bodrum’dayım efendim,” dedim. Hemen ardından, Sarıgerme’de bir olay olduğunu, derhâl gitmem ve yarım saat içinde kendisiyle iletişime geçmem gerektiğini söyledi. Saygıyla cevap verdim: “Sayın Genel Müdürüm, gideyim gitmesine ama yarım saate Sarıgerme’de olamam. Bodrum ile Sarıgerme arası yaklaşık 4 saat sürer.” Gülmemek için kendimi zor tuttum. Ben birazdan döneceğim deyip telefonu kapattı. Kısa süre sonra beni tekrar arayıp, “Evet Müdürüm, baktım gerçekten 4 saatmiş,” dedi.
Muğla’nın kıyı uzunluğu 1.480 kilometre. Turgutreis’ten Seydikemer’e, yani Antalya sınırına uzanan mesafe neredeyse 400 kilometre. Hatta kimi zaman, Muğla’dan Ankara’ya gitmek, Muğla içindeki bir uca gitmekten daha kolaydır.
Sonuç? “Sen yine de git Müdürüm, olayı çöz,” dedi. “Emredersiniz,” deyip hemen şoförümü aradım: “Ben Bodrum’dayım. Aracı hazırla, birkaç günlük eşyanı da al, 2,5 saat sonra evin önünde ol.” dedim. Ben de 2,5 saat sonra Muğla’daki evime ulaştım, bavulumu hazırladım ve Sarıgerme’ye doğru yola çıktık.
Ankara’da oturup taşra hakkında fikir yürütmek kolay. Zor olan, sahayı bilmek, coğrafyanın zorluklarını anlamak ve buna göre hareket etmektir. Bürokrasi ile gerçek hayat arasındaki bu mesafe kapanmadıkça, taşranın sesi yeterince duyulmayacak.
Olayın detaylarını başka bir yazımda anlatırım; çünkü inanın, duysanız gülmekten yerlere yatarsınız...
Çözüm Önerileri: Lafla Değil, Reformla
Bakanlığın kurumsal kapasitesini artırmak için sadece kadro açması yetmez.
• Sektörel bazlı uzmanlık alanları oluşturulmalı,
• Sürekli hizmet içi eğitimler zorunlu hale getirilmeli,
• İl Müdürlerinin ve yerel personelin yetkileri artırılarak karar alma süreçlerine dahil edilmesi sağlanmalı.
• Üniversitelerle iş birliğiyle alan bazlı staj ve sertifika programları yaygınlaştırılmalı,
• Liyakat esasına dayalı bir terfi ve değerlendirme sistemi kurulmalıdır.
Sonuç: Güçlü Bakanlık, Güçlü Turizm
Türkiye turizmi ekonominin lokomotiflerinden biridir. Ancak bu lokomotifi ileriye taşıyacak en önemli unsur, turizm politikalarını yöneten bakanlığın donanımlı ve yeterli insan kaynağına sahip olmasıdır. Bakanlıktaki personel açığı, personel yetersizliği ve eğitim eksikliği giderilmediği sürece, ne doğal ve kültürel kaynaklarımızı koruyabilir ne de sektörde kaliteyi sürdürebiliriz. Bugün atılacak yapısal adımlar, yarının güçlü ve nitelikli turizmi inşa edecektir.
Unutmayın: Nitelikli turizm, nitelikli kadrolarla mümkündür. Eğer bir ülkenin turizm politikasını yöneten kurum, kendi personelini geliştiremiyorsa ne sürdürülebilirlikten ne çevre korumasından ne de hizmet kalitesinden söz edilebilir.
Dr. Zekeriya BİNGÖL
Akademisyen/ Kültür ve Turizm Uzmanı
Okuyucuların Görüşleri