TURİZM KAN AĞLIYOR: İSTATİSTİKLER REKOR DİYOR, SAHA ÇÖKÜŞÜ GÖSTERİYOR!
Bu yıl turizm sektörü, deyim yerindeyse kan ağlıyor. Sözde turizm gelirlerinde rekor kırılmış, oteller dolup taşmış, ekonomi uçuyormuş… Peki, biz sahada neden bunların hiçbirini görmüyoruz? Herkesin cebindeki hesap başka, yaşadığı gerçek başka.
Mayıs ve Haziran ayları, otelciler için tam anlamıyla zararla geçti. Temmuz-Ağustos’a umut bağlandı ama o da boşa çıktı. Oteller, fiyatları %30-35 oranında düşürdü. Buna rağmen tam doluluk oranı yine yakalanamadı. Düşünün; sezonun ortası olan Temmuz ayında personel çıkaran oteller oldu. Böyle bir tabloyu sektör yıllardır görmedi. Normalde sezonun en yoğun döneminde işçi arayan tesisler, bu sene maliyeti kısmak için personel gönderdi.
"Her şey dahil" otellerde doluluk düştü, kalan kısıtlı misafir de otelden çıkmıyor. Diğer bölgelerde; yani yiyecek-içecek sektöründe, hediyelik eşya dükkânlarında, çarşı pazarda işler tam anlamıyla durgun. Esnaf, gün boyu müşteri bekleyip siftahsız kepenk kapatıyor. Tanıdığımız birçok kişi, sosyal medya hesaplarında — özellikle Kuşadası, Marmaris, Fethiye, Dalyan ve Kaş için — “Buralar boş” paylaşımları yapıyor.
Sektörde olan herkesin ortak tespiti şu: Gelen turistler, düşük gelir grubu turistler. Harcama yapmıyorlar. Ya yerli turist cebine göre hareket ediyor, ya da "ucuz turist" dediğimiz gruplar geliyor. Kazanç bırakmıyorlar.
Yat turizmi deseniz, o da can çekişiyor. Koylar bu yıl bomboş. Neden? Aralarında gerçekten denizci dostu olan esnaflarımızı tenzih ederim ama birçok yat sahibi, çareyi Yunan adalarına geçmekte buldu. Yunanistan’ın adaları, Türk bayraklı teknelerle doldu. Orada hem Türkiye'nin üçte bir fiyatına yiyor içiyorlar, hem de 10–40 avro ödeyerek iskeleye bağlanıyorlar. Türkiye’de ise aynı bağlama fiyatı 2.000–8.000 TL arası.
Bodrum ve Çeşme’de çok üst düzey yerli ve yabancı turistlere hitap eden otel ve restoranlar hâlâ dolu. Ancak bu tesislerin toplam turizm gelirine katkısı çok düşük. Geriye kalan binlerce orta ve küçük ölçekli işletme için tablo vahim. Ne gelen var, ne de gelen harcıyor.
Üstelik, gelen bazı yabancı turistler kazıklanmaktan yakınıyor. Hesaba itiraz edenin başına gelen şiddet olayları ise artık dünya basınına bile yansıyor. Türkiye, her geçen yıl yabancı turist için daha pahalı bir ülke hâline geliyor. Özellikle her sene gelen sadık misafirler ve yurt dışında yaşayıp da yaz aylarında memleketine gelen gurbetçiler, fiyatları kıyasladıklarında dehşete kapılıyor. Tespitleri de çok net: Hizmet geriliyor, fiyatlar artıyor, samimiyet kayboluyor.
İstatistikler ne söylerse söylesin, gerçeği biz sahada yaşayanlar biliyoruz. Sadece oteller değil, tüm turizm ekosistemi çöküşün eşiğinde. Bu arada İsveç merkezli Tur Operatörü Mixx Travel’in iflas ettiği ve bu iflasın Alanya turizmine büyük darbe vuracağı gazetelere yansıdı. Temenni etmiyoruz ama bakalım daha kimler iflas edecek. Kısacası: Gelir yok, memnuniyet yok, sürdürülebilirlik hiç yok.
Turizm, bizim için sadece döviz getiren bir sektör değil; aynı zamanda istihdamın, bölgesel kalkınmanın ve kültürel tanıtımın ana taşıyıcısı. Ancak bu gidişle “sezon” kavramı bile anlamını yitirecek. Umarız yetkililer artık sahaya kulak verir. Yatırımcıyı, çalışanı, esnafı ve turisti aynı denklemde buluşturacak adımlar bir an önce atılmazsa; bu çöküş sadece turizmi değil, ekonominin tüm kılcal damarlarını saracak.
Unutmayalım: Türkiye turizmi sadece beş yıldızlı otellerden, lüks beach’lerden ibaret değildir. Manavından çiftçisine, kasabından şarküteriye, balıkçısından fırıncısına, mobilyacısından tekstilcisine kadar koca bir zincirin halkasıdır. Bir otelin müşteri alması demek; yatçısı, garsonu, aşçısı, rehberi ve diğer tüm esnafın nefes alması demektir.
Turist yoksa, turizm de yoktur! Göz boyayan tablolar yerine sahadaki gerçekleri görmek ve çözüm üretmek artık bir zorunluluktur.
Dr. Zekeriya BİNGÖL
Akademisyen/Kültür ve Turizm Uzmanı
Okuyucuların Görüşleri