Medya ve Dış Siyasal Yorumlar
Medya ve Dış Siyasal Yorumlar
Görsel ve işitsel medyanın en önemli gündemi dünyadaki sıcak gelişmeler. Hemen hemen bütün yaygın medya mecralarında gün geçmiyor ki olanlar ve olacaklarla ilgili yüksek kehanet güçlerini kanıtlamaya çalışan bazı isimler boy göstermesin. Bu yüksek kehanetleri sebebiyle aydınlatma görevi yapmaları gereken kamuya puslu bir dünya sunuyorlar.
Ukrayna konusunda konuşan uzmanların önemli bir kısmı başlangıçta heyecanlı yorumlar yaparken gelişmeleri sadece günlük haberler çerçevesine almıştır. Hatta bir kısmı hiç hazırlanmadan televizyonlara çıkarken bir kısmı da parlak dil becerilerin kullanarak yabancı basından sabah okudukları bilgileri akşam televizyonlarda satmışlardır.
Aynı durum Filistin meselesinde de bütün canlılığı ile devam etmektedir. İsmini vermeyeceğim medyanın kaptan gemisi olarak gösterilen gazetelerdeki haberlerin kendi içindeki çelişkisi kafaları karıştırmaktan başka bir işe yaramamaktadır. O kadar ki haberciliğin alfabesi olan 5N1K bile haber metin yapısına uygulanmamaktadır. Bilmediklerinden mi? Hızla gelişen gündeme yetişme çabasından mı? Yoksa sadece yabancı dil eğitimi veren okuldan mezun olup iletişimin temel kurallarını bilmediklerinden mi? Anlamak mümkün değil.
Oysa dış siyasi olayların birçok boyutu vardır. Bunlardan önemli bir kısmı gizli servis ve diplomasi iş birliğiyle kotarılan kısımları ustalıkla gizli tutulan bilgilerdir. Bu gizli tutulan bilgilerin anlaşılması derin bir analiz gerektirir. İşte gerçek habercilik, bir sanat olarak kendisini bu alanda gösterir. Hele haber yorum analizi yapanların ve uluslararası siyasal iletişim uzmanlarının birinci görev kamuyu bu gizli servisler ve diplomasi tarafından allanıp pullanarak sunulan bilgilerin arkasında yatan gerçekleri gösterebilmektir.
Oysa anlı şanlı medya mecralarının sistematik olarak geliştirilmiş algı yönetimi tekniklerine aldandıklarını ibretle görüyoruz. Ukrayna olayları ortaya çıktığı andan itibaren Rusya’nın Ukrayna politikası ile ilgili olarak yapılan yorumların hiç birinden olayların tarihsel arka planı üzerinde durulmadığını gördük. Hatta bazı konu uzmanı olduğunu söyleyen kimselerin bölgenin son altı yüz yıllık tarihini hiç bilmeden yalan yanlış bilgiler sunduklarına tanık olduk. Oysa uluslararası ilişkileri doğru anlayabilmek için o konu ile ilgili en az üç yüz yıllık geçmişin çok iyi bilinmesi kaçınılmazdır.
Uzakdoğu’daki sıcak gelişmeleri iyi anlayabilmek için 19 yüzyılın başından itibaren Avrupa devletleri ve ABD’nin bölgede yürüttüğü siyaseti bütün detayları ile bilmek ve aktüel olayları bu tarihsel zemin üzerine oturtmak gerekmektedir. Oysa gördüğümüz şey batı ve ABD medyasında çıkan haber ve yorumların tekrarından öteye bir değerlendirme yapılmamaktadır. Bir dünya savaşını tetikleyecek kadar sıcak olan bölgede Avusturalya, Yeni Zellanda, Güneydoğu Asya Kaplanları çok ciddi çalışmalar yapmakta ve bunları yayınlamaktadır. Çin, Kuzey Kore ve Rusya’nın çalışmaları ile ilgili olarak da ciddi ve sıkı bir takip yapılmadığı görülmektedir.
Hergün içimizin burkularak izlediğimiz burnumuzun dibindeki Filistin, Lübnan, Suriye, Irak ve İsrail eksenli çatışmalarla ilgili olarak da medya yeterince sorumlu davranarak kamuyu doğru bilgilendirmeye çalışmamaktadır.
Bölgede İsrail’in daima sistematik bir devlet politikası ile hareket ettiğini hala anlamamış olan medyamız bütün suçu Netanyahu’ya yüklemektedir. Oysa İsrail, kurulmadan önce, kurulduktan sonra ve halen yüz yıllık planlar çerçevesinde hareket eden bir devlettir. Bölgedeki gücünden çok diyasporadaki gücüne dayanarak bu planları geliştirip uygular. Böyle olmasaydı bir yıla yaklaşan savaşın ekonomik maliyetini nasıl karşılayabilirdi? Peki medyamızın gözünden kaçan veya görmek istemediği gerçek nedir? Bu 1980’li yıllardan beri geliştirdiği “Haddadland Konsept” adını verdiği Ortadoğu’daki düşman ve olası düşman ülkeleri karıştırma siyasetidir. Diyasporadaki çalışmalar sonucunda AB ve ABD dış siyasetini de bu konsepti için ustalıkla kullanmaktadır. Her gün gözümüzün önündeki gelişmelere baktığımız zaman bunu ortalama bir zekanın anlaması gerekir.
Bugün Hamas meselesinde uyguladığı konseptin adı ise “Kesin Zafer Konseptidir.” İsrail ve ABD deki ciddi araştırma enstitülerin yaptıkları araştırmalarda bu açıkça ifade edilmektedir. İsrail bu konsepti devlet politikası olarak uygulanmaktadır. Netanyahu ışıkların önündeki senaryoyu canlandıran aktördür.
Her gün medyada elinde gösterme çubukları ile ahkam kesenlerin on binlerce Filistinli’ye ev sahipliği yapan Ürdün neden İsrail’i destekliyor? Sınır komşusu Mısır kırmızı çizgisi olan Refah Kapısını kuşatan İsrail’e karşı neden sesini çıkarmıyor? Gayri safi milli hasılası 40 bin dolar civarında olan Suudi Arabistan neden Filistinli hasta, yaşlı, çocuk siviller için Sahra hastaneleri kurarak onlara destek olmuyor da onlara Türkiye kucak açıyor? Arap Birliğinin kuruluş yönergesinde bulunan Arapların kendi aralarında dayanışması maddesine imza koyan Kuweit, Birleşik Arap Emirlikleri neden Filistin için sorumluluk almıyor?
Bütün bunların karşılığı Orta doğu’nun yüz yıllık tarihinde; Avrupa ve ABD finans çevrelerinin on yıllardır uyguladığı politikalarda yatarken bu konular üzerinde hiç durulmuyor. AB ve ABD bankalarındaki Arap mevduatları ve mal varlıklarının hukuki durumları ile ilgili olarak hiçbir medya mecrasında bir bilgiye rastlamıyoruz.
O zaman acaba 85 milyonu doğru bilgilendirme görev ve sorumluluğu taşıyan medyamız görevini tam olarak yapmış oluyor mu? Eğer olmuyorlarsa bu medya etiği adını verdiğimiz iletişimin en yüksek değerine ne kadar sığıyor?
Okuyucuların Görüşleri