Şu “Müesses Nizam Kavramı”
Şu “Müesses Nizam Kavramı”
Son zamanlarda daha sık duymaya başladığımız bir kavram var: “Müesses Nizam”. Yani “ABD Müesses Nizam’ı”, “İngiliz Müesses Nizam’ı”, “Türk Müesses Nisam’ı” gibi… Bir de buna derin devlet kavramını eklediğiniz zaman size görünmez bazı güçlerin oluşturduğu ve yönettiği ülkeler algısı oluşmaktadır. Bu Müesses Nizam’a aykırılık da adeta daha özgür ve liberal düşünme veya ABD’de son günlerde olduğu gibi radikal adımları olarak tartışılmaktadır.
Oysa şurası unutulmamalıdır ki ülkeler akşamdan sabaha alınan kararlarla yönetilmez. Çünkü toplumların yaşamı, insan yaşamı gibi daha kısa bir zaman dilimine bağlı değildir. Onun için ülkeler gelecekleri ile ilgili ileriye doğru projeksiyon yaparak eylem planlarını yürütürler. Bu çoğunlukla 20 yıllık, otuz yıllık hatta yüz yıllık planlamalardır.
Stratejik Planlama:
Çağımızda ortaya çıkan baş döndürücü gelişmeler sebebiyle ülkeler ve kurumlar artık stratejik planlama adını verdiğimiz bir kavram çerçevesinde örgütlenmekte ve eylem planları oluşturmaktadır. Ülkemizde de her ne kadar göstermelik yapılsa da kurumlarımızın büyüklüklerine göre stratejik plan yapması zorunludur. Türkiye’de kendisine bu stratejik planlama çerçevesinde bir vizyon ve bu vizyona uygun bir misyon oluşturmaya çalışmaktadır.
Bütün dünyada gelişmiş ülkelerin tamamı bu stratejik planlama çerçevesinde hareket etmekte ve kendilerine bir vizyon ve misyon belirleyerek gelişmelerini buna göre ayarlamaktadır. Bu gelişmelere olumlu veya olumsuz etkilere göre de kendilerini ayarlamak için kararlar almaktadırlar. Bütçeleri hep ileriye göre yapılmaktadır. Müesses Nizam’dan bu anlaşılmalıdır. Yani toplum istek, ihtiyaç ve gelişmelerine göre bilim ve aklın bulduğu verilere göre kendisine bir yol haritası çizmektedir.
Sözün Özü:
Şimdi bizim medya mecralarında Trump’un gelişi ile ilgili yapılan yorumlara baktığımız zaman sanki ABD hükümetinin ileriye göre planlarında köklü bir değişim olacak izlenimi yaratılmaktadır. Oysa Trump’un kafasındaki politikaları uygulamaya koyabilmesi için en az iki yılın geçmesi gerekmektedir. Çünkü 2025 yılı bütçesi Biden tarafından hazırlanmıştır. Trump harcamalarını buna göre yapmak ve planlarından ancak bu bütçeye uygun olanları uygulamak zorundadır.
Kendisi 2026 yılı bütçesini hazırlayacak ve ancak 2026 yılından sonra kendisinin politikaları devreye girecektir. Bu da birçok faktörün etkisi düşünülürse yine akşamdan sabaha olacak bir iş değildir. ABD bütçesinin hazırlığında ABD’nin kurumlarının istek ve ihtiyaçların belirlenmesi ve hazırlanması ilgili kurumların görevidir. Kurumların bütçeleri ise Kongredeki görüşmeler sırasında kanunlaşacaktır. Yani yine Trump ABD’nin kurumlarının bütçelerinde köklü bir değişiklik yapamayacağı gibi kanunla kendisine verilen bütçeden harcamalar yapacaktır.
Bu yüzden Müesses Nizam kavramını iyi anlamamız gerekir. “Müesses Nizam”, demokrasilerde bütün kurumların bir orkestra ahengi ile en küçük kurumdan ülke yönetimine kadar bir orkestra ahengiyle planlanmasıdır. Yani aklın bilimin ve toplumun bütün kesimlerinin bir araya gelerek hazırladıkları ortak bir plandır. Dolayısıyla olumlu bir kavramdır.
ABD’nin politikalarında temelden ve radikal bir değişiklik olmayacağını bilmemiz gerekir. Bazı yorumcuların son derece tehlikeli bir şekilde öne çıkardıkları “Trump’un cumhurbaşkanımızla arası çok iyi, Türkiye ile daha sıcak ilişkiler kuracaktır.” Gibi romantik yaklaşımların etkisinde kalmadan bizim kendi doğru çizgimizde devam etmemiz gerekir. Bu çizgiden vereceğimiz en ufak tavizin büyük acılara sebep olacağını da asla unutmamamız gerekir. ABD’nin pasifikte, Kıta Avrupası’nda ve Ortadoğu’da kurduğu ileriye doğru ittifakları vardır. Bu ittifaklarının gereğini yapmakla yükümlüdür. Stratejik ortaklık adını verdikleri çok özel anlaşmaları vardır. Eğer bunları titizlikle incelemezsek televizyonlarda yapacağımız her değerlendirme spekülasyondur. Kafa karıştırmaktan başka bir işe yaramaz. Maalesef yapılan da budur. Unutmamamız gereken bir başka nokta da şudur:
Bussiness Society and Santimental Society
Bir Avrupa üniversitesindeki görevimiz sırasında yapılan bir drama çalışmasına katılmıştım. Orada kültürel farklılıkların yarattığı çatışmayı anlatmak üzere bir oyun düzenlenmişti. Yapay “Alfa” ve “Beta” adıyla İki toplum oluşturulmuştu. Bu iki toplumdan birinin üyeleri tamamen sayısal iletişim kuruyor, diğerinin üyeleri de tamamen duygusal iletişim kuruyordu. Sonra bu iki toplumdan üçer kişi grup değiştiriyordu. Grup değiştiren bu üçer kişi girdikleri yeni toplumda anlaşamıyor ve iletişim zorlukları yaşıyor, duygularını birleşik toplantıda anlatıyordu. Böylece yaşayarak anlama yöntemi uygulanıyordu.
Buraya kadar çalışma gerçekten çok güzeldi. Toplumsal çatışmanın kökenine iniliyordu. Ne var ki dramayı düzenleyen akademisyenlere göre sayısal iletişim kuran toplumlar batı toplumlarıydı. İletişimlerini karşılıklı çıkar ve kar-zarar ilişkisine göre kuruyordu. Adları da “Bussiness Society”’di. Duygusal iletişim kuranlar da bizdik. Yani Ortadoğu ülkeleri… Çünkü ilişkilerimizi duygularımıza göre ayarlıyorduk ve adımız “Santimental Society” idi. Maalesef batılı ülkelerin aydınları ve siyasetçileri bizi bu duygusal tanımlaması ile değerlendirip bizimle kar-zarar anlayışına göre ilişkiye giriyorlar.
Sanırım bu oyundan ülkemiz için alacağımız çok fazla ders var. Eğer kendisini akıl, iş ve çıkar ilişkilerine dayalı toplum olarak tanımlayanların karşısında duygusal değerlendirmeler yaparsak sonumuzun hüsran olacağını unutmamalıyız. Dilerim her gün medyaya çıkarak ABD, Rusya Federasyonu ve Batı ülkeleri ile yorum yapan aydınlarımız bunu unutmazlar.
Prof. Dr. Alemdar YALÇIN
Okuyucuların Görüşleri