MODERN ÇAĞDA TEKNOSTRATEJİK ÇATIŞMALAR
Günümüzde savaş alanları, giderek daha karmaşık hale gelen teknolojilerle şekillenmekte ve gelecekteki çatışmaların karakterini derinden etkilemektedir. Savaş stratejileri, artık geleneksel muharebe yöntemlerinden çok daha öteye geçerek KBRN (Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer) tehditleri, siber saldırılar ve gelişmiş teknolojik operasyonlar üzerinden yürütülmektedir.
Siber saldırılar ve bilgi savaşları, askeri stratejilerde önemli bir dönüşüm yaratmıştır. İsrail’in özellikle 2010'larda çeşitli ülkelerdeki hedeflere yönelik siber saldırılar düzenlediği bilinmektedir. İsrail’in 17-18 Eylül 2024’te gerçekleştirdiği "PAGER" saldırıları, Hizbullah’ın kritik personellerine anlık olarak mesajlar göndererek onları yaralayan ve aynı zamanda yanıltmayı veya yönlendirmeyi hedefleyen bir siber manipülasyon stratejisi olarak öne çıkmaktadır. Bu yöntemle, Hizbullah üyelerinin morali bozulmuş, komuta ve kontrol iletişimi aksatılmış ve potansiyel olarak operasyonel kararları etkileyen bir bilgi kirliliği yaratılmıştır. Bu siber manipülasyonlar, askeri taktiklerde bilgi yönetiminin önemini göstermektedir. Bilgiye dayalı savaşlar, doğru bilgiye sahip olmanın yanı sıra, düşmanı yanıltma ve onun iletişim kanallarını bozma yeteneklerini de gerektirir. Bu anlamda, İsrail’in gerçekleştirdiği siber müdahaleler, gelecekte savaşların bilgi temelli stratejilere daha bağımlı hale geleceğinin bir işaretidir.
2010 yılında İran'ın Natanz uranyum zenginleştirme tesislerine yönelik tasarlanmış “Stuxnet Solucanı” ismi verilen siber saldırı (diğer adıyla OLYMPIC GAMES), nükleer altyapıya zarar verme potansiyelini gösteren en çarpıcı örneklerden biridir. ABD ve İsrail tarafından geliştirildiğine inanılan (ki her iki ülke de iddiaları reddetmiştir) Stuxnet, santrifüjleri patlatarak fiziksel olarak zarar görmesine yol açmış ve İran'ın nükleer programını önemli ölçüde geriletmiştir. Bu olay bizlere siber saldırıların hem maddi zarar verebilecek nitelikte hem de öldürebilecek kadar tehlikeli boyutlara ulaşan teknolojik saldırı şekillerinden biri olduğunu göstermiştir.
2014 yılında Güney Kore'nin nükleer operatörüne yönelik gerçekleştirilen siber saldırı ise, şirket içi bilgilerin çalınması ve kamuya sızdırılmasıyla sonuçlanmıştır. Kuzey Kore kaynaklı olduğu düşünülen saldırılar, siber casusluğun ve kamuoyu üzerinde korku yaratmanın olası etkilerini gözler önüne sermiştir.
2019’da Hindistan’ın Kudankulam Nükleer Santrali’ne yönelik gerçekleştirilen siber saldırı, sabotaj potansiyeli taşıyan bir olay olarak gündeme gelmiştir. Hintli yetkililer, santralin operasyonel güvenliğini koruyabilmek adına “ağ izolasyonunun” yani operasyonel sistemlerin internet bağlantısının kesilmesi ya da sınırlandırılmasının önemini vurgulamıştır. Bu tür siber saldırılar, ülkelerin nükleer tesislerini koruma konusunda yalnızca fiziksel güvenliğin yeterli olmadığını, aynı zamanda güçlü bir siber güvenlik altyapısının da gerekli olduğunu göstermektedir.
Gelecekte savaşlar, yalnızca askeri güçlerin karşı karşıya gelmesinden öteye geçerek, teknoloji, siber güvenlik ve KBRN tehditlerinin etkin rol oynadığı çok boyutlu asimetrik çatışmalar haline gelecektir. Ülkeler, ulusal güvenliklerini sağlamak için yalnızca fiziksel savunma sistemlerine değil, aynı zamanda siber güvenlik protokollerine ve teknolojik altyapıya da yatırım yapmak zorundadır.
Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer (KBRN) tehditler, ülkeler arasındaki caydırıcılık dengesini belirleyen en önemli unsurlardan biri olmaya devam edecektir. Kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer silahların kullanımı, yalnızca savaşan taraflara değil, çevreye ve sivil halklara da büyük zarar verme potansiyeline sahiptir. Özellikle biyolojik silahların, doğrudan hedef üzerinde etkili olmakla kalmayıp, salgın hastalıklar yoluyla küresel çapta bir tehdit haline dönüşmesi mümkündür. COVID-19 küresel pandemi sürecinde, biyolojik tehditlerin tüm dünyayı nasıl etkileyebileceği gerçeğini tüm dünya yaşayarak deneyimlemiş oldu. Bu yüzden KBRN tehditlerine karşı korunmak için ulusal ve uluslararası iş birliklerini geliştirmek zorundayız.
Kritik altyapılara yönelik muhtemel siber saldırılar ise bir ülkenin ekonomisini, iletişim sistemlerini ve askeri kabiliyetlerini zayıflatabilecek kapasitededir. 2015-2016 yıllarında Ukrayna'daki elektrik santrallerinin SCADA (Denetleyici Kontrol ve Veri Toplama) sistemleri hedef alınmış ve saldırganlar, sistemlerin manuel kontrolünü devre dışı bırakarak enerji kesintisi yaratmışlardır. Bu siber saldırılar 230.000 kişinin elektriksiz kalmasına neden olmuştur.
Ayrıca Yapay Zeka (Artificial Intelligence) destekli savunma sistemleri, otonom silahlar ve robotik teknolojiler, savaş alanlarını daha önce görülmemiş bir şekilde dönüştürecektir. Bu teknolojiler, savaşın hızını ve karmaşıklığını artırarak, konvansiyonel askeri stratejilere kıyasla daha yüksek bir etki yaratabilecektir.
Özetle teknolojik ilerlemeler, KBRN tehditleri ve siber saldırılara karşı ülkeler, ulusal güvenlik stratejilerini yalnızca konvansiyonel askeri güçlerine değil, aynı zamanda gelişmiş siber savunma ve KBRN tehditlerine karşı koyabilecek entegre güvenlik önlemlerine dayandırmak zorundadır. İsrail’in gerçekleştirdiği siber saldırı örnekleri ve nükleer tesislere yönelik tehditler, gelecekteki savaşların yalnızca silahlarla değil, aynı zamanda bilgi ve teknolojik manipülasyonla da yürütüleceğinin güçlü bir göstergesidir.
Sümeyra UÇAR
Okuyucuların Görüşleri