Anılara Mahkum
O, kafasının köşelerine sinmiş anıların ağırlığını taşıyan adam. Kendini unutmaya bırakmayan, tam tersine, her hatırayı, her sözü, her dokunuşu kafasının derinlerine özenle işleyen biri. İnsanlar unutmanın huzurunu anlatırken, o bilerek hatırlıyor. Unutmamak onun seçimi. Bütün o karanlık, bütün o geçmişi; sanki bir yük gibi sırtında taşıyor ve bu yük, her gece daha da ağırlaşıyor.
Geceleri gözlerini kapattığında geçmişi uykusuna dolanıyor, düşünceler fısıltılarla kulağını dolduruyor. O anıların gölgesinde bir yorgun asker gibi, dinlenmeye vakit bulamadan, zihninde savaş veriyor. Düşünceleri ona aman vermiyor; uykusu, rüyası bile huzura açılmayan kapılarla dolu. Her yüz, her sahne, her kelime bir yara gibi kafasında açılıyor ve açıldıkça derinleşiyor. Gözlerinin önünde bir film şeridi gibi geçen hayatı, ona her defasında biraz daha acı katıyor. Gecenin en sessiz yerinde onun aklı açılır, zihnindeki hayaletler canlanır. Sustuğu ne varsa, o karanlıkta fısıldar ona. Öyle derindir ki bu fısıltılar, uykusu bile zehir olur. Düşler, eski yaralarını deşen birer kanlı hatıraya dönüşür. Uyusa bile zihni susmaz; her kırılmış kalp, her yarım kalmış söz, her acı, yeniden yeniden doğar o kafanın içinde. Bir türlü kapanmayan, yeniden açılan yaralar…
Belki farkında değil; ama bu hatıraların, onun ruhunu adım adım nasıl yıprattığını göremeyecek kadar geçmişte kaybolmuş. Her detayı zihninde saklamak, ağır bir yük olmuş. Bu yük, omuzlarına çökmüş; ama o, sanki vazgeçemiyor bundan. Her iz, her detay beynine kazınmış gibi. Yaşadıkları hafızasında yer edinmiş, silinse bile izi kalan dövmeler gibi. Birkaç kelimeyle geçiştirilecek şeyler değil bunlar; kalbinde bıraktığı yaralar öyle derin ki, iyileşmesi mümkün değil. Her biri hatırladıkça açılan, açıldıkça daha da derine inen yaralar. O, bu yaralara tutunuyor. Onları unutmak için değil, onlarla var olmak için… Kendini onların üstüne kurmuş; anılar, kırgınlıklar, yarım kalan sevinçler… Hepsi ona ağır ama vazgeçilmez.
Onun için hayat, gecenin ortasında karanlık bir yolda yürümek gibi. Adımlarını attıkça, geçmişin hayaletleri yolunu kesiyor. O, kaçmak istese de, kaçacak yeri yok. Kafasında birikmiş onca şey, beyninde bir çöplük yaratmış. Özgür olmak istese de, kendine bir nefes bile aldırmıyor o düşünceler. Geçmişiyle yüzleşmeye cesaret edemediği için, o geçmiş, onun boynuna bir pranga gibi dolanıyor.
Düşünmek, onun için bir ibadet; bir tutku ama aynı zamanda bir esaret. İnsanlar gece yastığa başını koyduğunda huzurla uyur; oysa o, kafasında bir cehennemle uyur. Geçmişin hayaletleri geceyi ona haram eder. Zihnindeki her detay, bir tokat gibi çarpar ona; her biri, yıllar öncesinden kalmış bir yara gibi. Kafasında yankılanan sesler, hatırladıkça derinleşen bir iz gibi. Kendi düşüncelerinde boğulmuş, kendi hafızasının prangalarına vurulmuş, her hatırada bir kez daha yıkılan biri.
Her şey üst üste yığılıyor zihninde; o da bu anıların ortasında, bir çöp yığınında gibi, kaybolmuş. Bu çöplüğe bakmadan edemiyor; her baktığında biraz daha yaralanıyor, biraz daha zehirleniyor. Farkında mı bilinmez; ama her hatıra, onun ruhuna bir yara daha açıyor. Her şeyi unutsa belki hafifleyecek; ama unutmak, onun için neredeyse imkansız.
Çünkü hatırlamak, onun var olma şekli. Her acıyı, her izi, her detayını sahiplenmiş. Kafasının içindeki sesler onun en büyük yarası belki, ama aynı zamanda en büyük gücü. Çünkü o, düşüncelerinin esiri. Duygularının, geçmişin ona bıraktığı derin izlerin ortasında, kendiyle baş başa bir adam.
#suyamektuplar #anilaramahkum #sumedyahaber #sumedya #sevgiliye #şiirler #yazılar #yalnızlık #ayrılık #hasret #depresyon #ruhhali
Okuyucuların Görüşleri